Destek Hizmetlerimiz

Destek Hizmetlerimiz

ÖZEL EĞİTİMİN TARİHÇESİ

Ülkemizde özel eğitim gerektiren çocukların eğitimine 1889 yılında İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okulun açılması ile başlanılmıştır. Daha sonra bu okula görme engellilerle ilgili bir bölüm eklenmiş, okul 30 yıl eğitim verdikten sonra kapatılmıştır. 1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu açılmış ve bu okul 1924 yılından 1950 yılına kadar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı olarak özel eğitim hizmetlerini sürdürdükten sonra aynı yıl Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir. 1950 yılından 1980 yılına kadar Özel Eğitim Hizmetleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü bünyesinde bir şube müdürlüğü tarafından yürütülmüştür. Eğitim sistemimizde rehberlik kavramının gündeme gelmesi ise II. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllardadır. Bu yıllardaki müfredat programlarında; bireyler arası farklılıklardan, eğitim ve programların bu farklılıklara göre uyarlanması gereğinden bahsedilmeye başlanmıştır. Marshall Planı çerçevesinde Ülkemize gelen Amerika’lı uzmanların eğitimimizdeki çeşitli geliştirme ve yenileştirme faaliyetleri sırasında, eğitimde ve özellikle rehberlikte kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na bağlı bir Test-Araştırma Bürosu 1955 yılında kurulmuştur. Bu büro rehberlikte bazı ölçme araçları üzerinde çeşitli çalışmalar yapmış, ancak sonraki yıllarda çeşitli örgütsel düzenlemeler sırasında kapatılmıştır. 06.08.1980 tarihinde 2429 sayılı onayla Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 27.02.1982 tarihinde Daire Başkanlığına, 13.12.1983 gün ve 179 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür. Aynı yıl çıkarılan 2916 sayılı “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu”nda, özel eğitime muhtaç çocukların yetiştirilmelerine dair esaslar belirlenmiştir. Ülke genelinde özel eğitim ve rehberlik alanında ihtiyaçların artması sonucu, hizmeti daha etkin ve yaygın olarak yürütebilmek amacıyla 30.04.1992 gün ve 3797 sayılı Kanunla Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Ayrıca, 06.06.1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile engellilere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir.

ÖZEL EĞİTİM NEDİR

Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim gereksinmelerini karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların özür ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitime “özel eğitim” denir.

Eğer bir çocuk;

  • Kendi yaşıtlarıyla kaynaştırıldığında öğrenmede büyük bir güçlüğü varsa,
  • Bir bölgedeki okulda yaşıtlarına sağlanan eğitsel fırsatlardan (provizyon) yararlanmasında kendini engelleyen bir durum varsa veya yeterli gelmiyorsa,
  • Yaşı büyük olmasına rağmen kendisine özel gereksinimleri için uygun bir provizyon yapılmamışsa ve o çocuğu kendi yaşının altında bir gelişim göstermişse ve dolayısıyla (a) veya (b) şıkları içinde yer alıyorsa çocuk herhangi bir durumdan dolayı öğrenme güçlüğüne sahipse Özel Eğitime Muhtaç Çocuktur. 

Eğer bir çocuk özel eğitime muhtaç ise bu çocuk özel eğitim hizmetlerinden yararlanmalıdır. Özel eğitime muhtaç birey akranları ile aynı ortamlarda eğitim hizmetleri hakkına sahiptir. Ancak bireyin bireysel farklılıkları bu hizmetlerden yeterince yararlanmasına engel olabilir.

Günümüzde özel gereksinimli birey sayısının giderek arttığı bilinmektedir. Bu artış, çevresel nedenlere, tıbbın ilerlemiş olmasına bağlı olarak erken doğan ya da ileri derecede sağlık sorununa sahip olan bebeklerin yaşatılabilmelerine ve artan trafik ve buna bağlı olarak meydana gelen kazaların artmasına ve benzeri nedenlere bağlanabilir. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre dünya nüfusunun %14’ünü, Türkiye nüfusunun da %12.29’unu özel gereksinimli bireyler oluşturmaktadır. Bu verilere göre şu an ülkemizde altı buçuk milyona yakın özel gereksinimli birey bulunduğu varsayılabilir. Bu sayı hiç de küçümsenemeyecek büyüklüktedir.Tıpkı normal gelişim gösteren bireyler gibi özel gereksinimli bireylerin de eğitimde fırsat eşitliğinden yararlanma hakkı vardır. Özel gereksinimli bireylerin toplumun bir parçası olarak yaşamaları ancak bu şekilde söz konusu olabilecektir. Özel gereksinimli bireylerin eğitimi ele alındığında, bir uçta ayrı eğitimin, diğer uçta ise birlikte eğitimin yer aldığı görülmektedir. Ayrı eğitim, özel gereksinimli bireylerin, özür türüne ve derecesine bağlı olarak geliştirilen özel programlar çerçevesinde, özel eğitim personeli tarafından gerçekleştirilen eğitimdir. Birlikte eğitim ise, özel gereksinimli ve normal bireylerin bir arada, normal sınıf öğretmenleri tarafından eğitilmeleridir.

Ülkemizdeki özel eğitim hizmetleri, engel gruplarına göre oluşturulmuş özel eğitim okullarında yürütülmektedir. Ayrıca, özel eğitim gerektiren öğrencilerin normal okullarda akranlarıyla birlikte eğitim görmelerine de önem verilmektedir. “Kaynaştırma” olarak tanımlanan bu uygulamaların yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Ülkemizde halen; görme, işitme, ortopedik, zihinsel engelliler, süreğen hastalığı olanlar, uyum güçlüğü olanlar, dil ve konuşma güçlüğü olanlar, üstün ve özel yetenekliler olmak üzere sekiz ayrı gruba özel eğitim okul ve kurumlarında kaynaştırma uygulamalarında özel eğitim tedbirleri alınarak eğitim hizmetleri verilmektedir. Bu hizmetlerin yanında varlığı yadsınamaz bir realite haline gelen özel sektör kuruluşları ile özel eğitime muhtaç çocuklara da hizmet verilen yan alanlar oluşmuştur. Bugün tahminen sayısının 2000 civarında olduğu tahmin edilen özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile yukarıda açıklanan eğitim provizyonundan yararlanamayan bireylere eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri verilmektedir.  

Özel Eğitimin Amaçları

Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve temel ilkeleri doğrultusunda özel eğitim gerektiren bireylerin;

Toplum içindeki rollerini gerçekleştiren, başkaları ile iyi ilişkiler kuran, işbirliği içinde çalışabilen, çevresine uyum sağlayabilen, üretici ve mutlu bir yurttaş olarak yetişmelerini,

Kendi kendilerine yeterli bir duruma gelmeleri için temel yaşam becerilerini geliştirmelerini,

Uygun eğitim programları ile özel yöntem, personel ve araç gereç kullanarak ilgileri, ihtiyaçları, yetenekleri ve yeterlilikleri doğrultusunda üst öğrenime, iş ve meslek alanlarına ve hayata hazırlanmalarını amaçlar.

Özel Eğitimin İlkeleri ·       

Özel eğitim gerektiren tüm bireyler; ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetinden yararlandırılır.

  • Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitimine erken yaşta başlanır.
  • Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.
  • Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitsel performansları dikkate alınarak, amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak yetersizliği olmayan akranları ile eğitimlerine öncelik verilir.
  • Özel eğitim gerektiren bireylerin her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır.
  • Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilir ve eğitim programları bireyselleştirilerek uygulanır.
  • Ailelerin, özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif olarak katılmaları ve eğitimleri sağlanır.
  • Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylere yönelik etkinlik gösteren sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde çalışılır.
  • Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanır.

Özel eğitime muhtaç çocukların eğitimleri elbette ki ülkemizde son 20 yıl içinde gerek nicelik gerekse nitelik olarak şekillenmektedir. Yürütülen hizmetler özel eğitim hizmetlerindeki bilgilerin kalitesindeki artışın neticesi olarak her yıl yeni düzenlemeler, yeni uygulamalar, yeni yasal zorunluluklar ve olanaklar anlamında kendini göstermektedir. Dünyada ilk defa özel eğitim anlamında Enderun mektepleri ile üstün zekalı bireylere eğitim veren bu topraklarda özel eğitimin şu an Avrupa Birliği üye ülkelerden bazılar ile Amerika, Kanada, İngiltere gibi ülkelerin gerisine düşmüş olması da baş başına bir sorun olarak görülebilir. Ancak yine de özellikle Avrupa Birliğine uyum sürecinde ülkemizde özel eğitim uygulamaları anlamında ciddi atılımlar yapılmaktadır. Bu atılımlardan belki de en önemlilerinden birisi devletin yasal güvencesi olsun solmasın her engelli bireye ücretsiz eğitim olanağı kapısını aralayan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim olanağı hakkı ve fırsatı tanımasıdır.

ÖZEL EĞİTİM RAPORU NASIL ALINIR

RAM NEDİR?

RAM’ın açılımı Rehberlik ve Araştırma Merkezi’dir. Rehberlik Araştırma Merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı rehberlik, psikolojik danışmanlık ve özel eğitim konularında ailelere ücretsiz hizmet veren merkezlerdir.

RAM’larda Özel eğitim ve Rehberlik olmak üzere iki bölüm vardır. İl ve İlçe Merkezlerinde yer alan RAM’lar, bulundukları bölgelerdeki okullar arası iş birliği ve koordinasyonu sağlamakla yükümlü kurumlardır.

RAM RAPORU NEDİR?

Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde bulunan Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu tarafından yapılan eğitsel değerlendirme sonucunda, destek eğitime ihtiyacı olduğu belirlenen özel gereksinimli bireyler için düzenlenen bir rapordur.

RAM RAPORU NEDEN ALINIR?

Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti ile desteklenmeye ihtiyacı olan bireylerin, Rehabilitasyon merkezlerinden ücretsiz destek eğitim hizmeti alabilmeleri için RAM raporu alınır.

RAM RAPORU NEREDEN ALINIR?

Okula gitmeyen bireyler, ikamet ettikleri İlçe’nin Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinden, okula giden bireyler ise, devam ettikleri okulun bulunduğu Rehberlik ve Araştırma Merkezinden RAM raporunu alabilirler.

RAM RAPORU NASIL ALINIR?

RAM raporu alabilmek için öncelikli olarak, bireyin tam teşekküllü bir devlet hastanesinden alınmış bir “Engelli Sağlık Kurulu Raporu” olması gerekir.

Bireye ilk kez RAM raporu çıkarılacak ise, bireyin veli ya da vasisi bizzat RAM’a giderek başvuru yapar. RAM, RAMDEVU sistemi üzerinden kişiye değerlendirme randevusu verir. Değerlendirme sonucuna göre de RAM raporu düzenlenip, teslim edilir.

RAM RAPORU ÇIKARMAK İÇİN HANGİ BELGELER İSTENİR?

  • Bireyin/velisinin ya da okulun yazılı başvurusu,(İlk kez çıkarılacağında başvuru gerekir, yenilemek için gerekmez)
  • Okula/kuruma kayıtlı öğrenciler için ilk değerlendirmede “Eğitsel Değerlendirme İsteği Formu”, yeniden incelemelerde ise “Bireysel Gelişim Raporu”,
  • Destek eğitim ile ilgili müracaatlarda Engelli Sağlık Kurulu Raporu,
  • Birey ve velinin kimlik fotokopisi
  • 4 adet fotoğraf
  • Vasi tayin edilmiş ise;
    • Mahkeme kararı,
    • Vasi belgesi,
    • Nüfus kayıt örneği
  • Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden bireylere ait; Dönem sonu bireysel performans değerlendirme formu, aylık performans kayıt tabloları

RAM RAPORU SÜRESİ NE KADARDIR?

RAM raporları genellikle 1 yıllık olarak düzenlenir. Bireyin ekstra bir özel durumu var ise 6 aylık, bazı durumlarda da 2 yıllık olarak düzenlenebilir.

Fakat RAM raporlarının standart süresi 1 yıldır.

RAM RAPORU NASIL YENİLENİR?

RAM raporu süresinin bitişine 45 gün kala RAMDEVU sistemi üzerinden bağlı bulunan RAM’dan randevu alınır.

RAM’ın istediği evraklar tamamlanarak, randevu günü değerlendirmeye gidilir ve ortalama 1 hafta ya da 10 gün içinde RAM tarafından yeni RAM raporu düzenlenip teslim edilir.

RAM RAPORU İLE BİR YIL İÇİNDE KAÇ KURUM DEĞİŞTİRİLEBİLİR

RAM raporu ile 1 yıl içinde en fazla 2 kez kurum değişikliği gerçekleştirilebilir.

Fakat zorunlu ikametgah değişimlerinde, aileler RAM’lara başvurarak 3. Kurum değişikliği için talepte bulunabilirler.

RAM RAPORU İLE KAÇ SAAT HİZMET ALINABİLİR

RAM raporundaki karar sonucuna göre, bireysel hizmet çıkan raporlarla ayda toplam 8 saat, bireysel ve grup hizmeti çıkan raporlarla ise ayda 8 saat bireysel ve 4 saat grup hizmeti alınır.

RAM RAPORUNA NASIL İTİRAZ EDİLİR VE İTİRAZ SÜRESİ NEDİR?

Veli, RAM raporunun kendilerine teslim edildiği tarihten 60(altmış) gün içinde bireyin yeniden değerlendirilmesi isteğiyle, Özel Eğitim Hizmetleri Kuruluna itiraz edebilir.

Okul/kurumlardaki Rehberlik hizmetleri ise, okula/kuruma kayıt tarihinden itibaren en az 70 (yetmiş) iş günlük izleme süreci sonucunda, öğrencinin yeniden değerlendirilmesi isteğiyle Özel Eğitim Hizmetleri Kuruluna itiraz edebilir.

Özel Eğitim Hizmetleri kuruluna yapılacak itirazlar incelenerek, en geç 30(otuz) gün içerisinde sonuçlandırılır.

RAM RAPORU NASIL İPTAL EDİLİR

RAM raporu iptal edilmez, ram raporuna sadece itiraz edilebilir. Rapor süresi bittiğinde, yeni RAM raporu çıkarılmadığı takdirde, RAM raporunun geçerliliği devam etmez.

 

KİMLER ÖZEL EĞİTİM ALABİLİR

Özel eğitim nedir kimler faydalanır?

Özel Eğitim; Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların özür ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitime “özel eğitim” denir.

Özel eğitime ihtiyacı olan öğrenciler kimlerdir?

Özel Eğitime İhtiyacı Olan Bireyler

  • Özel Öğrenme Güçlüğü
  • Dil ve Konuşma Güçlüğü
  • Yaygın Gelişimsel Bozukluk.
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
  • Bedensel Yetersizlik, Süreğen Hastalık ve Ortopedik Yetersizlik.
  • İşitme Yetersizliği.
  • Görme Yetersizliği.
  • Zihinsel Yetersizlik.

OTİZM NEDİR

Sosyal etkileşimde sınırlılık, iletişim ve bilişsel gelişimde gecikme ya da sapma ile kendini gösteren ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirtilerini göstermeye başlayan nörogelişimsel bozukluklardır. Bu bozukluklar; sosyalleşmede yetersizliği, normal olmayan dil gelişimini, sınırlı davranışları ve ilgileri içeren yaygın görülen klinik belirtilerdir. Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994 yılında yaygın gelişimsel bozuklukları beş grupta sınıflandırmış ve otizm spektrum bozukluğunu bu gruplardan biri olarak göstermiştir. Ancak 2013 yılında DSM 5 tanı kriterlerinin güncellenmesi ile Otizm spektrum bozuklukları başlığı altında 3 gruba ayrılmıştır.

Otizm; erken çocukluk çağlarında belirtilerin gözlendiği önemli bir nöro-gelişimsel bozukluktur.

Otizme dair belirtiler bazı çocuklarda gelişim basamaklarının erken dönemlerinde başlarken, bazı çocuklarda öncelikle normal seyreden gelişimde gerileme veya aksaklıklar olur.

Otizm şüphesi çocuğun konuşmasının gecikmesi veya etrafa ilgisiz, tepkisiz olması ile ortaya çıkar. Aile, çocuğun akranları konuştuğu halde hiç kelime çıkarmamasından ya da daha önce “anne, baba” gibi tekli kelimeleri söyleyebilirken son aylarda bu kelimeleri unutması nedeniyle doktora başvurur.

 

Otizmde görülen belirtiler arasında duyusal problemler belirgindir. Duyusal problemler bireyin çevre ile uyumunu ve hayata olan adaptasyonunu azaltmaktadır. Örneğin; yüksek sese karşı duyarlılık, dokunma hassasiyeti, ışığa karşı duyarlılık, derinlik problemleri, denge ile ilgi problemler bireyin gelişmesiyle birlikte değişen sosyal düzendeki problemlerini arttırarak devam ettirmektedir.

 

Otizme, beynin olağan işlevini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarının yol açtığı sanılsa da ortaya çıkış nedenleri hala netleşmemiştir. Genel tam kanı, genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı ve çocuğun yetiştirilme tarzının otizmin ortaya çıkışında bir etkisinin olmadığı yönündedir. Ancak otizme hangi genlerin yol açtığı ve çevresel faktörlerin herhangi bir rol oynayıp oynamadığı konusu hala belirsizdir. Otizm spektrum bozukluğuna her ülkede, toplumda ve aile tipinde rastlanabilmektedir.

Yapılan güncel çalışmalar, otizmin toplumda görülme sıklığının, geçmişte elde edilen verilerden daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Son çalışmalarda bu sıklık yüzde 1,7, yani yaklaşık her 59 çocukta 1 olarak ortaya konmaktadır. Erkek çocuklarında kız çocuklarına göre 4 kat daha sık karşılaşılmaktadır.

Yaşamının ilk günlerinden itibaren bebek çevreyle belirli düzeyde etkileşime girmeye başlar ve zamanla bu etkileşim gelişip çeşitlenir. Bebek çevresindekilerin yüzüne ve sesine tepki vermeye, ilgi göstermeye ve ailesindekileri tanımaya başlar. Surat ifadeleriyle keyif ya da acı gibi duygularını gösterebilir. 1 yaş civarı hecelemekten anne-baba gibi basit kelimeler söylemeye geçebilir, edinmek istediği cismi parmağıyla gösterebilir ya da parmakla gösterilen cisme bakabilir. 2 yaş civarı az sayıda kelimeden oluşan basit cümleler kurmaya başlayabilir, çevresindekilerle oyunlar oynayabilir, çevresindekileri taklit edici davranışlar sergileyebilir. Bu gelişimler her çocukta aynı düzeyde ve zaman zarfında seyretmek zorunda olmasa da, ebeveynler bu gelişim süreçlerinde bazı “normal gelmeyen” gecikmeler gözlemleyebilir.

 

 

 

Otizm spektrum bozukluğuna işaret edebilecek spesifik belirtiler:

Çevredekilerle göz teması kurmamak ya da nadiren kurmak.

İsmi söylendiğinde tepki vermemek ve işitmiyor gibi durmak.

Yaşıtlarıyla ya da oyuncaklarla oynanan oyunlara kayıtsız kalmak veya nasıl oynanacağını bilmemek.

Konuşma ve dil gelişimde gecikmeler ve gerilik, duyguları ifade etmekte sorunlar yaşamak.

Elleri kanat çırpar gibi çırpmak, sallanmak gibi tekrarlayan olağandışı fiziksel hareketler yapmak.

İçinde bulunduğu durumu fark etmeksizin belli kelimeleri ya da sesleri sürekli tekrarlamak.

Gözleri belli noktaya takılı kalmak, yüzlerin ve cisimlerin genelde odaklanmayan noktalarına uzun süre odaklanmak.

Eşyaları ve cisimleri sürekli döndürmek ya da sıraya koymak gibi yineleyici davranışlar yapmak.

Günlük hayatta yeniliklere aşırı tepkiler verebilmek ve günlük rutinin bozulmasına aşırı direnç göstermek.

Ses, koku, dokunma gibi belirli duyusal uyaranlara aşırı tepki vermek ya da hiç vermemek.

 

 

 

Aile çocuğunda bu tip gelişim gecikmeleri ve belirtiler gözlemliyorsa, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalıdır. Her gelişim gecikmesi ya da her “normal olmayan” davranış otizme ya da başka bir gelişim bozukluğuna işaret etmek zorunda değildir. Bununla birlikte gelişimde gözlemlenen belirtiler, otizm dışında başka nörolojik, fizyolojik, zihinsel veya çevresel faktörlere de bağlı olabilir. Ancak, yukarıda bahsedilen alanlardaki belirtilerin çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimini ve sosyal iletişimini etkilediği düşünülüyorsa bir çocuk psikiyatrı ya da çocuk nöroloğuna başvurulması oldukça önemlidir.

 

Otizm Spektrum Bozukluğunun Nedeni Nedir?

 

Bugün, otizm spektrum bozukluğuna neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular vardır. Ancak hangi gen ya da genlerin sorumlu olduğu henüz bilinmemektedir. Çevresel faktörlerin de otizme yol açabildiğine ilişkin görüşler vardır. Hem genetik temellerin hem de çevresel faktörlerin etkileri üzerine çok sayıda araştırma yapılmaktadır.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, otizm ile bağırsak sorunları arasında bir ilişki olduğu yönündedir ancak yine bu bilgi de kesinlik kazanmamıştır.

 

 

 

Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi’nin verilerine göre 2006 yılında her 150 çocuktan 1’inde otizm görülürken, 2018 yılında verilen son bilgiye göre de, her 59 çocuktan 1’inde otizm görülmektedir.2020 yılında ise her 54 çocuktan 1’inde otizm görülmektedir.

Otizm tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim düzeyi ile otizm spektrum bozukluğu arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır.

 

 

Otizmli Bireylerde Motor Gelişim 

 

Otizmli çocukların ip atlama, dans, yüzme gibi büyük kas motor becerilerin kullanılmasını gerektiren bazı hareketleri taklit etme yetilerinin çok az ya da hiç olmamasına bağlı olarak daha geç öğrendikleri görülmektedir. Kâğıt kesme, kutu içine küp atma ve ipe boncuk dizme gibi küçük kas motor becerilerinin de oldukça zayıf olduğu gözlenmektedir. 

 

Otizmli çocukların duruşlarında, ellerini kullanmada zaman zaman normalden farklı bir görünüm sergiledikleri görülmektedir (parmak uçlarında yürüme, belli hareketleri tekrar etme, tek ayağı üzerinde ileri geri sallanma, kendi etrafında dönme vb.). Bununla birlikte hiperaktif (çok hareketli) veya hipoaktif (az hareketli) olmaları da diğer motor davranış özellikleri olarak kabul edilmektedir. 

 

 

Otizmli Bireylerde Özel Beceriler 

 

Bunlar genellikle konuşma becerisi soyut anlam içermeyen türden becerilerdir. Otobüs hareket saatleri, sayılar vb. ayrıntılar ilgili bazı görsel yetenekler şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Kendi kendine okuma-yazma öğrenebilme, okuduğunu anlamasa da akıcı bir şekilde okuyabilme, kısa sürede ezberleyebilme gibi iyi bir belleğe sahip olan erken gelişmiş kavramsal veya görsel-motor yetenekleri olan otistik çocuklara da rastlanmaktadır

    OTİZM AÇISINDAN DSM-5 İLE DSM-IV-R ARASINDAKİ FARKLAR

    SM-5’de yerini alan yeni otizm spektrum bozukluğu tanısı :

    Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB) terimi; toplumsal etkileşim, duygusal karşılıklılık, sözel ve sözel olmayan iletişim ve sembolik oyun alanlarında varolan güçlüklerle karakterize bir grup bozukluğu kapsayan şemsiye bir terimdir. Bu grupta yer alan otistik bozukluk, Asperger sendromu ve başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk (YGB-BTA) tanıları; sosyal etkileşim, iletişim ve sınırlı ve tekrarlayıcı davranışlar olmak üzere üç alanda hafiften ağıra değişen düzeylerde yetersizlik ve bozulmanın görüldüğü durumları tanımlar.Belirtilen alanlardaki gelişimsel sapmanın ve olağandışı işlevselliğin daha ağır olduğu durumlar otistik bozukluk; bilişsel ve dil gelişiminde gecikmenin olmadığı daha hafif formlar ise Asperger sendromu olarak adlandırılmaktadır. Otistik bozukluk ya da Asperger sendromu belirtilerinden bazılarını taşıyan ama tüm tanı kriterlerini karşılamayan ya da belirtileri çok hafif düzeyde olan bireyler ise YGB-BTA tanısı almaktadırlar. YGB çatısı altında yer alan ve daha nadir görülen diğer iki bozukluk olan Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu (ÇDB) ve Rett Sendromu ise; normal bir gelişim dönemini takiben, edinilmiş becerilerin yitirildiği ve toplumsal etkileşimde ciddi bir bozulmanın ortaya çıktığı daha ağır tablolara işaret etmektedir.

    Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) yönetim kurulu Aralık 2012’te toplanarak, DSM-5 için tasarladığı yeni otizm tanı ölçütlerini onaylamıştır. Bu tanı ölçütlerinin en son ve kesin halini Mayıs 2013’te görecek olsak da, görüş ve eleştiriler için kamuoyuna açıklanan taslağa dayanarak DSM-5’de karşımıza çıkacak olası değişiklikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

        • YGB terimi altında toplanan otistik bozukluk, Asperger sendromu, ÇDB ve YGB-BTA tanı kategorileri; “Otizm Spektrum Bozukluğu” tanısı altında birleştirilecektir. Rett Sendromu, genetik altyapısı nedeniyle bu tanıya dahil edilmeyecektir.
        • Otizm spektrum bozukluğu tanısı alan bireyler arasında, bozukluğun yol açtığı zorluklar nedeniyle ihtiyaç duyulan desteğin düzeyine bağlı olarak derecelendirme yapılacaktır.
        • Otizm spektrum bozukluğu belirtilerinin kümelendiği alanların sayısı üçten ikiye indirilecektir. “Sınırlı ve yineleyici ilgi, davranış ve etkinlikler” alanı varlığını korurken, toplumsal etkileşim ve dil alanları “sosyal etkileşim/iletişim eksiklikleri” adı altında birleştirilecektir.
        • Otizm spektrum bozukluğu tanısı için “sosyal etkileşim/iletişim eksiklikleri” alanındaki üç ölçütten üçünün; “sınırlı ve yineleyici ilgi, davranış ve etkinlikler” alanındaki dört ölçütten en az ikisinin karşılanması gerekecektir.
        • “Sınırlı ve yineleyici ilgi, davranış ve etkinlikler” alanına duyusal uyaranlara karşı aşırı ya da yetersiz tepki gösterme ve duyusal uyaranlarla olağandışı biçimlerde ilgilenme ölçütü eklenecektir.
        • Belirtilerin erken çocukluk döneminde ortaya çıkma zorunluluğu hala geçerli olmasına karşın, çevreden gelen sosyal taleplerin kişinin sınırlı kapasitesini aştığı daha geç dönemlere kadar belirtilerin tam anlamıyla fark edilememe ihtimali de not düşülecektir.

    Otizm spektrum bozukluğunun şiddetinin, her bireyin sahip olduğu güçlü ve zayıf yanlar göz önünde bulundurularak derecelendirilmesi; daha önce bahsedildiği gibi DSM-5’in hazırlık sürecine damgasını vuran boyutsal yaklaşımın yansımalarından biridir. DSM-5 taslağına göre otizm spektrum bozukluğunun şiddeti; desteğe, önemli miktarda desteğe ve çok önemli miktarda desteğe ihtiyaç duyan bireyler arasında bir ayrım yapılarak üç düzeyde değerlendirilecektir. Buna göre, otizm spektrum bozukluğunun şiddet düzeyi; 1 (hafif), 2 (orta) ya da 3 (ağır) olarak belirlenecektir. Böylesi bir boyutsal yaklaşımın, tanı ölçütlerinin duyarlılığını ve özgüllüğünü arttırması beklenmektedir. Böylece, klinisyenlerin benzer davranış örüntülerine sahip kişileri, tutarsız biçimlerde kullanılabilecek genel terimlerle adlandırmak yerine, bireysel farklılıkları da gözeterek daha kesin bir şekilde tanılayacağı umulmaktadır.

    DSM-IV-TR’de tanı ölçütlerinin kümelendiği “toplumsal etkileşim” ve “iletişim” alanlarının, DSM-5’te “sosyal etkileşim/iletişim eksiklikleri” adı altında birleştirilmesi yerinde bir değişiklik olarak değerlendirilmektedir.Toplumsal etkileşim ve dil, birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan gelişim alanlarıdır ve pek çok davranış örüntüsü her iki alana da dahil edilebilecek karmaşıklığa sahiptir. Ayrıca, “sınırlı ve yineleyici ilgi, davranış ve etkinlikler” alanına duyusal sorunların ayrı bir madde halinde eklenmesinin, otizmli bireylerin olağandışı duyusal deneyimlerini daha iyi kapsayacağı ve yansıtacağı düşünülmektedir.Araştırmalar, duyusal uyaranlara gösterilen olağandışı tepkilerin, yaş ve IQ düzeyinden bağımsız olarak otizmli bireyleri tipik gelişim Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar -Current Approaches in Psychiatry 133 DSM-5ve Otizm Spektrum Bozukluğu gösteren yaşıtlarından ayıran en belirgin özelliklerden biri olduğunu göstermektedir.[10,19,20] Ayrıca, otizm belirtilerinin erken çocukluk döneminde başlaması zorunluluğuna karşın, otistik özelliklerin sosyal desteğin azaldığı ve çevreden gelen beklentilerin arttığı daha geç dönemlerde de ayırt edilebileceğine dair değişiklik de yerinde bulunmaktadır. Böylece, bebeklik ve yürüme dönemlerinde de otizm belirtilerine sahip olmasına rağmen, atipik gelişim gösterdiği ancak okul öncesi eğitim kurumlarına başladığında belirgin hale gelen ve bu dönemde tanı alan çocukların durumu açıklık kazanacaktır.

     

     

    KAYNAKÇA :  Torlamış Özkaya, Banu (2013) Yaygın Gelişimsel Bozukluklardan Otizm Spektrum Bozukluğuna Geçiş: DSM-V'de Karşımıza Çıkacak Değişiklikler

     

    ERKEN ÇOCUKLUK

    ERKEN ÇOCUKLUK   DÖNEMİ EĞİTİMİ

    ERKEN ÇOCUKLUK NEDİR?

    Bir insanın tüm yaşamı göz önüne bulundurulduğunda bazı yaşam dilimlerinin, psikolojik ve fizyolojik gelişmeler açısından daha kritik dönemler olduğu bilinmektedir. Örneğin, 0-6 yaşlar arasını kapsayan erken çocukluk yılları; kişiliğin oluşumu ve şekillenmesi, temel bilgi ve beceri ve alışkanlıkların kazanılması ve geliştirilmesinde ileri yıllara olan etkisi nedeniyle, yaşamın en kritik dönemlerinden biridir. Çocuğa erken yaşlarda sağlanacak deneyimlerle elde edilecek temel bilgi, beceri ve alışkanlıklar, çocuğun daha sonraki öğrenim yaşamının yanı sıra sosyal ve duygusal yaşamını da biçimlendirecek güçtedir.

    Bu dönemlerde çocukların gelişimleri çok hızlıdır ve çocuklar birçok beceriyi öğrenmeye hazırdır. Çocuklar bu dönemde anne-babalarından, erken eğitim kurumlarından, arkadaşlarından ve çevrelerinden birçok beceri öğrenerek eğitimin daha sonraki basamakları için gerekli alt yapıyı oluştururlar.

    Otizm spektrum bozukluğuna sahip olan bireylerde erken çocukluk dönemi kazanımları, normal gelişim gösteren bireylerden farklı olarak, pek çok alanda geridedir.

    Otizm, bireyin pek çok gelişim alanını olumsuz yönde etkilemektedir. Gelişim gösterilen alanların çokluğu (bilişsel gelişim, duygusal gelişim, dil gelişimi, ahlak gelişimi, kaba motor gelişim, ince motor gelişim, öz bakım/bireysel gelişim…) göz önünde bulundurulduğunda ne yazık ki otizmli bir birey, bu süreçte normal gelişim gösteren yaşıtlarının kazanımlarını yakalamakta zorlanır.

    Ancak bu tabloya rağmen otizmli bir çocuğun, erken çocukluk döneminde, otizm hayatının bütününü etkisi altına almamışken eğitime başlaması, (bu dönem otizmli çocuk için kritik dönemdir.) hayati önem taşımaktadır. Erken çocukluğun ilk zamanlarında yoğun ve nitelikli bir eğitime dahil olan otizm riskli bebek ya da otizm tanısı almış birey hayata yaşıtlarına daha uyumlu ya da tanıdan uzaklaşarak devam etme ihtimali yüksek olan bireydir.

     Çocuğun hayatının kritik dönemlerinde çocuğa zengin uyaranlar sunmak, farkındalığını artıracak, iletişimini ve bedensel aktivitelerini destekleyecek eğitim ortamları sunmak, çocuğun Otizmin karanlığından uzaklaşıp, akranları ile daha yakın seviyeye getirmenin en etkili yoludur.

    Eğitim almaya 3 yaşından önce başlayan çocukların 1 /3 ‘i tanıdan çıkabilmektedir.

    3 – 6 yaş aralığında eğitime başlayan otizmli çocukların büyük çoğunluğu akranları ile aynı sınıflarda eğitim alabilmekte, sosyal hayata daha fazla uyum sağlayabilmekte ve iletişim becerilerini etkin olarak sosyal hayatta kullanabilmektedir.

    ERKEN ÇOCUKLUKTA UYARAN EKSİKLİĞİ

    Erken Çocukluk Döneminde Uyaran (Yaşantı) Eksikliği

      Uyaran eksikliği gelişimin en kritik olduğu evrede (0-3, 3-6 yaş evreleri) normal seyri sürecinde çevresel faktörlerin çocuğun yaşamını etkilemedeki yönünü, gücünü kaybetmesidir.

     Özellikle ailenin çocuğuyla etkileşime, paylaşıma giremeyerek çocuğun yalnızlaşmasına, uyaranlara gerektiği gibi tepki verememesine ve total becerilerin içinde bulunmak yerine sosyal etkileşimden uzak, daha basit, aynılık seyredebilecek süreçlere takılarak gelişim dönemlerinin gerisinde kalmasıdır.   

    Uyaran eksikliğine maruz kalan çocukları pasifize etmede en çok etkili olan yaşantılar;    

    Tablet – telefon – televizyona maruz kalma.

    Evde ve yakın çevrede tek çocuk olma

    Evde çocuğun çok yalnız zaman geçirmesi

    Annenin-babanın aktif olarak çocuğun oyunlarına dahil olmaması

    Ailenin bebeklik döneminden itibaren çocuk ile etkin iletişim kurmaması

    Çocuğun kendi başına vakit geçirmesi, sadece TV – tablet – telefon ile vakit geçirme isteğinin geri çevrilmemesi, iletişim kurma isteğinin olmamasının normal karşılanmasıdır.

    GELİŞİM TESTLERİ

    1. AGTE (Ankara gelişim Tarama Envanteri )

    Ankara Gelişim Envanteri, bebek ve çocukların gelişimi ile ilgili derinlemesine ve sistemli bilgiler sağlayan objektif bir değerlendirme aracıdır. Farklı yaş aralıklarında olan çocukların, zihinsel gelişimlerinin yaşına göre ne düzeyde olduğunu tespit etmek amacıyla kullanılan envanterlerden biridir.
    Toplam 154 maddeden ve 4 alt alandan oluşmaktadır.
    Bu alt alanlar; Dil-Bilişsel, Sosyal Beceri-Özbakım, İnce Motor ve Kaba Motor gelişimini ölçen sorular içerir. Denver II Gelişimsel Tarama Testi ile paralel sonuçlar verir. Çocuğun yaşına uygun dilimden başlayarak anneye ya da çocuğa temel bakım veren kişiye soruların sırayla sorulmasıyla uygulanır. Önemli olan, çocuk hakkında en sağlıklı bilgiyi elde edebilmektir. Çocuğun genel gelişim düzeyi hakkında objektif bilgilere ulaşılmasını sağlayan kapsamlı bir envanterdir.

    1. DENVER II Gelişimsel Tarama Testi

    Denver, 0-6 yaş aralığındaki görünürde sağlıklı olan çocuklara uygulanmak üzere geliştirilmiştir. Çocuğun, yaşına uygun birtakım becerileri değerlendiren bu test, asemptomatik çocukları gelişimsel problemler açısından taramada, kuşkulu durumları objektif bir ölçütle doğrulamada ya da gidermede, ve gelişimsel açıdan risk altındaki çocukları izlemede kullanılır.

    Denver bir zeka testi değildir. Gelecekte olabilecek zihinsel ya da uyumsal yeteneği tahmin etmede kullanılmaz. Bunun yerine, çocuğun birtakım işlevlerdeki becerilerini yaşıtları ile karşılaştırır. Öğrenme güçlüğü, konuşma bozukluğu gibi tanılar vermek üzere yapılandırılmamıştır. Hiçbir zaman fizik muayene ya da tanısal değerlendirme yerine kullanılmamalıdır.

    1. Gilliam Otistik Bozukluk Derecelendirme Ölçeği-2-Türkçe Versiyonu (GOBDÖ-2-TV)

    Gilliam Otistik Bozukluk Derecelendirme Ölçeği-2 (GOBDÖ-2; Gilliam Autism Rating Scale-2) otistik bozukluğu karakterize eden davranışlar sergileyen 3-23 yaşlar arasındaki bireylerin farklı amaçlar için değerlendirilmesini sağlayan bir derecelendirme ölçeğidir. GOBDÖ-2-TV; (a) Otistik bozukluk gösteren bireyleri tarama, (b) Otistik bozukluk gösteren bireyleri tanılama, (c) Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı (BEP) için amaçları belirleme, (d) Davranışsal ilerlemeyi belirleme/değerlendirme, (e) Ağır düzeydeki davranış problemlerini değerlendirme ve (f) Bilimsel araştırmalar için veri toplama amaçları için kullanılabilir.

    GOBDÖ-2-TV; Stereotip Davranışlar, İletişim ve Sosyal Etkileşim ile ilgili olmak üzere spesifik, gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışları içeren maddelerin yer aldığı üç alt ölçekten oluşmaktadır. Her alt ölçekte 14 olmak üzere GOBDÖ-2-TV’de toplam 42 madde yer almaktadır.  Maddeler görüşe dayalı dörtlü bir derecelendirme ile puanlanmaktadır. GOBDÖ-2-TV’de ayrıca 3 yaşından önce gelişimsel gecikmeyi sınayan Ebeveyn Görüşmesi formu ve birey hakkında daha detaylı bilgi almayı amaçlayan açık uçlu sorular yer almaktadır. GOBDÖ-2-TV’nin değerlendirmesi sonucu birey zeka testlerinde olduğu gibi Otistik Bozukluk İndeksi (Puanı) adı verilen standart bir puan elde etmektedir. GOBDÖ-2-TV’de yer alan maddeler DSM-IV-TR (2000) ve Amerika Otizm Topluluğu’nun (2003) tanımları temelinde geliştirilmiştir.

     

     

    1. Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

    Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, okula yeni başlayan çocukların birinci sınıftaki yönergeleri anlamaya hazırlıklı olmalarını sağlayacak olan becerilerini ve başarılarını ölçmek üzere geliştirilmiştir. Okul yaşamında gerekli olan beceriler; dil becerileri, görsel ve işitsel algılama, ince ve kaba motor beceriler, bilişsel beceriler, ortak dikkat, yönergeleri izleyebilme ve grup etkinliklerine ilgi gösterme gibi becerilerdir.
    Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, yönergeleri anlama ve başarılı olma üzerine kurulu bir performans testidir. Kollektif uygulanabilen bir test olduğu halde, ülkemizde çocukların bu tür uygulamalara alışkın olmamaları ve küçük yaşlardaki çocuklara yapılan bu tür uygulamalarda gözlemci olarak yetişmiş yardımcıların her zaman sağlanamaması gibi nedenlerden dolayı, bireysel olarak 5 yaş 6 ay ile 6 yaş aralığındaki çocuklara uygulanmaktadır. Uygulama süresi ortalama olarak 25 dakikadır.

    1. Frostig Görsel Algı Testi

    Test çocuklardaki görsel algı problemi veya göz-motor problemlerini ve derecesini saptamak, uygun akademik programa karar vermek amacıyla kullanılabilir. Test 4-8 yaş arasında olan çocuklara bireysel ve grup şeklinde uygulanır. Frostig bir kalem kağıt testi olup, görsel algıyı 5 algısal beceri üzerinden değerlendirir.

    1.El-göz koordinasyonu

    2.Şekil-zemin ayırımı

    3.Şekil sabitliği (Değişmezliği)

    4.Mekan-konum algısı (uzaydaki pozisyon)

    5.Mekan ilişkilerinin algısı (uzay ilişkileri)

    1. GESSEL Gelişim Figürleri Testi

    1-7 yaş arası çocuklara uygulanır. Kolaydan zora doğru sıralanmış 9 şekilden ibarettir. İtemler her yaşın seviyesine göre düzenlenmiştir. Test uygulanırken zaman sınırlaması yapılmamaktadır. Çocuğun silgi kullanmasına izin verilmemektedir. Başarabildiği item çocuğun zihin yaşını verir. Bu test sonucuna dayanarak çocukta ortalama zekâ bölümü hesaplanır.